kahve ile ilgili ilk anılar

Kahveyi öteden beri severim.

Bu konuda hatırladığım en eski anı, anneannemin 'kara tava' dediği bir tavada kavurup soğuması için bir gazetenin üzerine serdiği kahvenin bütün evi kuşatan kokusu. 

Yakın zamana kadar annem de kendisi kavururdu kahveyi. Babam, Kemeraltı'nda hep aynı kahveciden yeşil çekirdek kahve alırdı. Anneanneminkine benzer, belki de aynı kara tavada kavrulan kahvenin kokusunu eve gelmeden alırdım. Annem tüm pencereleri açmış, kahvenin o muhteşem kokusunu evden kovmaya çalışırdı. Boşuna...

Sonra soğumuş kahve, pirinç değirmende çekilir, akşama hazırlanırdı...

Uzun zaman önce, hazır kavrulmuş ve öğütülmüş kahve almaya ikna oldu babam. Bazılarının annemden güzel kahve kavurabileceğine inandı. Yine de en güzel 'bol şekerli' kahveyi annem pişiriyor.

İlk olarak ne zaman kahve içtim, hatırlamıyorum. Sanırım üniversitede, artık düzenli olarak kahve içme zamanının geldiğini düşündüm. Seçimim, granül kahveden yanaydı.

Çocukluğumda Kıbrıs'a gidip gelenler Nescafe getirirlerdi bir kavanoz. Marketlerde oldukça pahalıydı. Yoksa gereksiz mi görülüyordu? Evimizde ilk granül kahve pişirilişini hayal meyal hatırlıyorum. Bu ilginç şekilli (!) kahvenin tadına bakışımı, hiç de o kadar acı bulmayışımı da hatırlar gibiyim.

Galiba o zamandan kalma bir alışkanlıkla üniversitede Nescafe ile başladım kahve içmeye.

Zamanla kahve içimini meşrulaştırdım kendi kendime. Uyku açmak, gece çalışmaları, vb. nedenlerle bir kaç fincan kahve içiyordum. Sonra tez zamanları, uykusuz geceler...

Sonra filitre kahve ile tanıştım, öğrenciliğimde kazandığım ilk parayla bir kahve makinası aldım.

Kısacası hep sevdim kahveyi.

İki şeyi de hep uzak tuttum kahveden, özel bir nedeni yok : şeker ve süt...

İki yıl önce sigarayı da uzaklaştırdım fincanımın yanından.

Şimdi farklı ülkelerin, farklı kavrulmuş kahvelerinin tadını çıkarıyorum.

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !