her seyden biraz

MUTLU YILLAR

Cuma, Kasım 29, 2006 -Kategori: herseydenbiraz

Herkese huzurlu, mutlu, sağlıklı yıllar diliyorum.

Herkes çok mutlu olsun.

Kurulan hayaller, yapılan planlar gerçekleşsin.

Hasta olanlar iyileşsin, çocuklar hiç hasta olmasın bu yıl.

Büyükanneler büyükbabalar hep mutlu, keyifli olsunlar.

Bayram harçlıkları bol, alış veriş listeleri uzun olsun.

Üç günlük tatiller üç haftaymış gibi gelsin.

Kimsenin çocuğu üzülmesin, kalbi kırılmasın.

Yorgunluklar hemen geçsin, herkes birbirinin kıymetini bilsin.

Kahve tohumlarım yeşersin, sıklamenlerim yeni evimize alışsınlar.

Bu yıl herkes bir ağaç diksin kendisi ya da sevdiği biri adına.

Yemekler lezzetli, pastalar kalorisiz olsun.

Foçadaki o harika dondurmaları yapan amca sakın dükkanını kapatmasın.

Yalnız olanlar bir sevgiliye kavuşsun, evlenmek isteyenler evlensin.

Tanrı, aparmandaki amcaların kalbine hayvan sevgisi versin; bir de mümkünse herkesin kedisine  ve köpeğine fazladan bir yıl...

Kızımla daha güzel eğlenebilmek için bol bol vakit ve sabır olsun.

Yeni yıl bize yeni bir köpek getirsin... Pia'ya arkadaş olsun...

Veee... kızımın gözlerindeki o harika, muhteşem pırıltı hiç kaybolmasın,

Olabildiğince mutlu, huzurlu, sağlıklı, keyifli, matrak bir yıl geçirelim.

Kısacası herkese mutlu yıllar....

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kahveli süslü muz

Salı, Kasım 19, 2006 -Kategori: kahve

Kolay ve muhteşem sonuç veren bir tatlı tarifi:

 

malzeme :

muz,

esmer şeker (daha kolay karamelize olan yapısından dolayı görünüşe katkısı vardır. Rutubet almamış olması tercih edilir, fakat ben daha zor erimesi ve minik kahverengi noktacıklar bırakması nedeniyle özellikle rutubetlenmesinden yanayım) yoksa beyaz bildiğimiz toz şeker

kahve (koyu kavrulmuş olursa daha iyi sonuç veriyor. Türk kahvesi olabilir, ince çekilmiş olduğu için tercih nedeni olabilir. Herhangi bir Fransız ya da espresso harmanı koyu kavrulmuş kahve, Starbucks'ın Christmas Blend yine iyi sonuç verecek kahveler.) - şimdi aklıma geldi, instant kahve ile yapılsa nasıl sonuç verir acaba, merak ettim...

rom, tariflerde genellikle rom kullanılıyor, fakat ben bir kere kanyakla bir kere de visky ile yaptım güzel oldu. (muz başına 1 çorba kaşığı kadar)

serviste vanilyanı dondurma

 

yapılışı :

Muzları tereyağında 2 dakika kadar pişirin.

Şeker ve kahveyi ekleyin, 20-30 sn daha kızartın.

Romu ekleyin, karışımın muzların her tarafına yayılmasını sağlayın.

Vanilyalı dondurma ile servis yapın.

 

öneri ve deneyim :

Aynı tarifi çikolata ile (tercihen bitter çikolata ile) de yapabilirsiniz.

Hatta çok tatlı bir arkadaşım, muz+çikolata+rom üçlüsünü bir folyoya sarıp mangalda kızartmayı bize öğretti de aklımızı kaçırıyorduk. Kulakları çınlasın...

 

Afiyet olsun...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

köpek sahibi olmak

Pazartesi, Kasım 18, 2006 -Kategori: herseydenbiraz

Hayvan besliyorsanız, hep biraz eksikli, biraz suçlu hissedersiniz kendinizi. İnsanların bakışları, tavırları öyle hissettirir. Ayıp bir şey yapıyormuşsunuz gibi. Ne olsa günah tabii...

Köpeğiniz küçükse bir türlü, büyükse başka türlü tepkiler alırsınız. İri ve pek bilinmeyen bir cinsse köpeğiniz, özellikle çocukların tepkisi ortaktır: Oha...

Peki çocuklar, pek alışık olmadıkları birşeyle karşılaştıklarında böyle tepki vermeyi nereden öğrenirler acaba?

Köpeğinizi gezdirirken ‘ayna ayna söyle bana benden başka titiz temiz var mı bu dünyada’ edasıyla boyun kıran ve de azarlayan bakışlarla sizi süzen, tercihen kısa boylu, her cumartesi fırından alınan ekmek hamuruyla çocuklara pişi yapıp kendisi de nasiplenmekten tombikleşmiş, elleri suyla oynamaktan şiş, kızgın bakışlı teyzelerle karşılaşmışsınızdır. Bunlar, eğer yanlarındaysa çocuklarını bir hışımla size ve köpeğinize karşı uyarırlar. Tabii, toplumun başına ne geldiyse bu pis, evde köpek besleyen insanlardan geldi, değil mi.

Bu cins insanların dişileriyle baş etmek daha kolay aslında. Hiç değilse yemek tarifi, iki ters üç yüz, 2 yumurtalı bir kek tarifi buldumla kafalanabilirler. Erkekleri daha çekilmez, dayanılmaz, öfkeli, tahammülsüz, benim gibi değilsen git buradan tarzı canlılardır. Bunların erkek olanları, doğanın erkek cinsine bahşettiği tüm güzelliklerden koca bir bilinçle uzak durmuş gibi, sürekli suratını asmaktan yüz kasları uzamış, çenesi, ağzının çirkin eğriliğinin etkisi altında, genel yapı olarak mutsuz, huzursuz, üstelik başkalarını da mutsuz ve huzursuz etme eğiliminde olan canlılardır.

Köpek sahibi olmak zordur... Çok zor...

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

apartman genel kurulu kararı gereğince, dairelerde kedi, köpek b

Pazartesi, Kasım 18, 2006 -Kategori: herseydenbiraz

Yeni evimize taşınalı neredeyse üç ay olacak. Daha inşaat halinden izlediğimiz, hayaller kurduğumuz ev, bizim için bir kâbusa dönüştü diyebilirim.  

Evi satın aldıktan sonra, taşınmamıza bir hafta kala ‘apartmanda evcil hayvan beslenemeyeceği’ söylendi. Eşim de ben de bu tür haberler karşısında ‘aaamaaannn, timsah getiririm, gergedan beslerim, bu herifler bişey yapamaz’ diyecek kadar rahat insanlar olamadığımızdan, gergin günlerimiz de Kubrick'in The Shining'i tadında başladı. Her şeye karşın köpeğimizi ve kedimizi de getirdik tabii ki eve. Ama dışarı çıkarken biri görür mü, birisiyle karşılaştık mı… gerginlik, huzursuzluk…

Yöneticimiz, apartmanda köpek, kedi, her türlü evcil hayvan beslemeye, hatta bu canlıların varlığına karşı. Ancak kendisine sorarsanız, aslında hayvanları çok seven, hatta bizden bile fazla seven bir şahsiyet. En az kendisi kadar köpek seven bir başka komşu ile birleşip, apartmandaki köpekleri attırmaya and içmiş durumdalar. Bizce gerçekte köpekten ödleri patladığı için bunu yapıyorlar. Yani sırf kötülük olsun diye böyle şey yapılır mı? Iago mu bunlar?

Diğer komşular mı? Büyük bir kısmı için fark etmiyor. Genel olarak, apartmanda köpek beslenemez fikri yaygın… Tabii canım, apartmanda köpek beslenir mi hiç? Apartman insanların yaşayacağı yerdir. Hayvanın işi ne! Apartmanda hayvan beslenemez!

Havlamıyor, çevreyi kirletecek bir şey yapmıyor, bunların hiçbiri önemli değil. Apartmanda kedi, köpek beslenemez, işte o kadar… Beslenemez de beslenemez…

Benim bir buçuk yaşındaki kızım bile daha uzlaşılabilir bir kişiliğe sahip...

Bizim gibi haddini bilmez, dokuz yaşında tatlı köpeklerini yeni evlerine getiren bir aile daha var apartmanda. Terbiyesizler ne olacak? Köpeklerini de getirmişler. At, sat, ver, ne bileyim ne yap köpeğini, apartmana niye getiriyorsun…

Apartman toplantısına komşularla tanışırım heyecanı, biraz da kedi köpek sahibi olmanın tedirginliği ile katıldım. Hayvan besliyoruz ya evde, ayıp bir şey yapıyoruz. Kim bilir ne pis, ne mikroplu insanlarızdır. Iııyyyy...

Konu dönüp dolaştı, apartmandaki köpeklere geldi. Ne söyledim, ne anlattıysam boşuna. Biz de gürültüye, pisliğe karşıyız. Bir problemlem varsa birlikte çözelim. Uygar insan uzlaşır... ne dediysel boşuna. Zaten yönetici ve cankuşu uzun suratlı asık yüzlü amca, ‘apartmanda hayvan beslenemez’ yasağını koymak üzere gelmişler. Empatiden, hoşgörüden, sevgiden yoksun soğuklukları, kendileri gibi olmayan ve onlar gibi düşünmeyen, yaşamayan, inanmayan, onlar gibi konuşmayan, vs vs… insanlara karşı geniş nefret potansiyelleri ile dimdik ayaktalar… Bu insanlar, mevkileri ve meslekleri ile ayakta duruyorlar aslında. Çoğu kişi yanlış bir teslimiyetle saygı duyuyorlar onlara. Kolay mı hakim olmak, banka müdürü olmak… Sadece mesleklerini kimlik edinen, kişiliklerini, benliklerini bu kimliklerin içinde eritmiş, yok etmiş kişiler… Bu etiketlerini saygınlıkla bezeyip iyi kullandıkları içiiin sonunda istedikleri kararı aldırdılar: Apartmanda evcil hayvan beslenemez!

Kendilerini burada alkışlıyor, hoşgörüsüz, saygısız, başkalarının hayatına müdahale etme gücü ve hakkını onlara tanıyan diğer ne yaptığını bilmez, bana dokunmayan yılan yaşasın zihniyetli, sağduyudan uzak, neyin altına imza attığının farkında olmayan, önem de vermeyen zavallılara da sevgilerimi iletiyorum…

Bu yasak apartmanımıza, vatana, millete hayırlı olsun...

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kahve bir çalar saat mi?

Pazartesi, Kasım 18, 2006 -Kategori: kahve

Çoğu kişi, sabahları kahve içmeden uyanamadığını söyler. Bu cümle, kahveye olan düşkünlüğü değil, kafeine olan bağımlılığı anlatıyor.

Kafein, gerçekten de dünyada en yaygın olarak kullanılan keyif verici ve bağımlılık maddesi. Alkol ve nikotinden daha yoğun bir kullanım alanı var. Öyle ki kafeini sadece kahveden değil, cola'lı içeceklerden ve enerji içeceklerinden, hatta çaydan da alıyoruz. Kafein ayrıca dünyanın en eski uyarıcı maddesi olarak biliniyor.

(Kafein üzerine ayrıntılı bir yazıyı http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Yil=05&Ay=01&Konu=1# adresinde okuyabilirsiniz)

Kafein, tepki hızının artmasında, uyanık kalmakta ve psikolojik durumun düzelmesinde etkili oluyor. Bu etki, kana karıştıktan bir saat sonra doruğa çıkıyor.

Kısacası kalktıktan kısa bir süre sonra bir fincan kahve içmek, ki 335 ml'lik bir fincan filitre kahve ortalama 200 mg kafein içeriyor, insanın günlük 'makul' kafein tüketim miktarının yarıdan fazlasını almak anlamına geliyor. Günlük 'makul' kafein miktarı da 300 mg.

Sonuç olarak, kahvenin uyandırıcı olması meselesinde yanlış bir şey yok. İşe ya da okula giderken hissettiğiniz zindeliği kahveye borçlusunuz.

Yine de kahvenin bundan daha fazlasını hak ettiğini düşünüyorum.

Kahve, yarı uykuluyken içilecek ayıltıcı bir iksir değil, keyifli anlar yaratan, lezzetli, özel bir içecek...

En yakın arkadaşının sigara olduğunu söyleyenlere de pek hak veremeyeceğim doğrusu.

Bence en iyi dostu, çikolata... ya da kızımın ifadesiyle 'çuklatta'

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kahveli cin fikirler

Cuma, Kasım 15, 2006 -Kategori: kahve

Her zaman içtiğiniz kahveden keyif almıyorsanız, tadı ve kokusu yeterince iyi gelmiyorsa, içtiğiniz kahveyi belirli aralıklarla değiştirin derim.

Tercihen her hafta farklı bir kahve içmek... Ya da uygun saklama koşullarında farklı zaman dilimlerinde farklı kahveler kullanmak bir çözüm olabilir.

Akşam yemeğinden sonra koyu kavrulmuş kahvelerin tercih edilebileceği gibi...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

aradığım kitap

Cuma, Kasım 15, 2006 -Kategori: herseydenbiraz

Bir süredir aradığım kitabı geçen hafta tam bir tesadüf olarak buldum.

Kitap, Tanede Saklı Keyif, Kahve başlığını taşıyor.

Kahve ile ilgili okuduklarımın kaynakçasında haince bana sırıtan bu kitabı aramadığım, sormadığım yer kalmamıştı. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bir sergi kataloğu aslında.

24 Ocak 2001- 31 Mart 2001 tarihleri arasında Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde açılan aynı adlı serginin kataloğu, kendi yayınevinde bile tükenmiş, internet kitapçılarında sırra kadem basmıştı. Hafta sonu Bornova Forum D&R'da bulunca havalara uçtum diyebilirim.

Şimdi bir heves, bir keyif başladım okumaya.

Bu arada, John Berger'in Buluştuğumuz Yer Burası adlı anlatı (?) kitabı Metis yayınlarından çıkmış.

Yazarın adını ve bölüm başlıklarını (Lizbon, Cenevre, Krakow, Madrid, vb.) görünce heyecanla aldım kitabı. Doğrusu beklediğim gibi bulmadım. Daha doğrusu John Berger'in o tutkulu, derin, çarpıcı bakışını aramıştım, daha çok anı ve 'göze çarpanlar' çizgisinde anlatılar okudum. Yine de insana dönüp O Ana Adanmış adlı seçkiyi okuması gerektiğini hatırlatıyor.

 

öneri: John Berger, Metis Seçkileri: John Berger: O Ana Adanmış, Metis Yayınevi, İstanbul, 2003.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yeni yıl harmanları

Perşembe, Kasım 14, 2006 -Kategori: kahve

Kahve ile ilgili ilk satırları yazdım, nasıl devam etsem diye düşünürken konuya balıklama dalmanın daha iyi olacağına karar verdim.

Yeni yıl hazırlıkları içinde kahve firmaları da dönem harmanlarını satışa sunuyorlar. Starbucks Coffee'nin Christmas Blend'i yaklaşık bir aydır raflarda.

Latin Amerika, Asya Pasifik ve yıllanmış Endonesya çekirdeklerinin harmanı oldukça koyu kavrulmuş.

Evdeki kahveler bitmeden yeni kahve almamaya kararlı (!) olan ben, bu karışımı görünce dayanamadım. Genellikle espresso lungo, başka bir deyişle americano şeklinde kahve içmeyi seviyorum. Bu paketi de aynı niyetle eve getirdim ve heyecanla açtım.

Şimdiye kadar gördüğüm en büyük ve en koyu renk çekirdeklerle karşılaştım. Gerçekten iri taneli ve koyu kavrulmuş bir harman. Bu yüzden de yağlı, parlak görülüyor. Fotoğraflama yeteneğim olmasını isterdim, çünkü gerçekten iştah açıcı bir görüntüsü var çekirdeklerin. Tombul, simsiyah ve parlak çekirdekler... Saçlarını yeni boyatan biri gibi. Boyanın etkisiyle pırıl pırıl parlayan saçlarla güvenli adımlar atılır ya, işte öyle...

Bir yanıyla Türk Kahvesini çağrıştırdığını söyleyebilirim. Aslında ilk izlenim, "çok koyu" olduğuna dair. Bir arkadaşıma ikram ettiğimde kokusundan etkilendiğini gördüm. Fakat ilk yudumla hemen karar veren sabırsızlardandı, ve çok koyu olduğunu, içemeyeceğini söyledi. Süt ekleyince bir kaç yudum içti...

Bir başka arkadaşım, ki koyu kahvelerden pek hoşlanmadığını biliyorum, çok hoşlandı bu kahveden.

Ben de oldukça beğendiğimi söyleyebilirim. Yine aynı firmanın French Roast adlı kahvesinden de koyu olduğunu sanıyorum Christmas Blend'in. Yoğun, dumansı bir tada sahip olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca soğumaya başladıkça kokusunun daha bir oturduğunu, lezzetinin de çeşitlendiğini eklemek gerek. Tam bir keyif kahvesi.

Tavsiyem iyi bir yemekten sonra ya da akşam üstü saatleri... Tadına varılarak, ağır ağır içilmeli derim. Aceleye gelecek kahve değil bence. Afiyet olsun...

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kahve ile ilgili ilk anılar

Çarşamba, Kasım 13, 2006 -Kategori: kahve

Kahveyi öteden beri severim.

Bu konuda hatırladığım en eski anı, anneannemin 'kara tava' dediği bir tavada kavurup soğuması için bir gazetenin üzerine serdiği kahvenin bütün evi kuşatan kokusu. 

Yakın zamana kadar annem de kendisi kavururdu kahveyi. Babam, Kemeraltı'nda hep aynı kahveciden yeşil çekirdek kahve alırdı. Anneanneminkine benzer, belki de aynı kara tavada kavrulan kahvenin kokusunu eve gelmeden alırdım. Annem tüm pencereleri açmış, kahvenin o muhteşem kokusunu evden kovmaya çalışırdı. Boşuna...

Sonra soğumuş kahve, pirinç değirmende çekilir, akşama hazırlanırdı...

Uzun zaman önce, hazır kavrulmuş ve öğütülmüş kahve almaya ikna oldu babam. Bazılarının annemden güzel kahve kavurabileceğine inandı. Yine de en güzel 'bol şekerli' kahveyi annem pişiriyor.

İlk olarak ne zaman kahve içtim, hatırlamıyorum. Sanırım üniversitede, artık düzenli olarak kahve içme zamanının geldiğini düşündüm. Seçimim, granül kahveden yanaydı.

Çocukluğumda Kıbrıs'a gidip gelenler Nescafe getirirlerdi bir kavanoz. Marketlerde oldukça pahalıydı. Yoksa gereksiz mi görülüyordu? Evimizde ilk granül kahve pişirilişini hayal meyal hatırlıyorum. Bu ilginç şekilli (!) kahvenin tadına bakışımı, hiç de o kadar acı bulmayışımı da hatırlar gibiyim.

Galiba o zamandan kalma bir alışkanlıkla üniversitede Nescafe ile başladım kahve içmeye.

Zamanla kahve içimini meşrulaştırdım kendi kendime. Uyku açmak, gece çalışmaları, vb. nedenlerle bir kaç fincan kahve içiyordum. Sonra tez zamanları, uykusuz geceler...

Sonra filitre kahve ile tanıştım, öğrenciliğimde kazandığım ilk parayla bir kahve makinası aldım.

Kısacası hep sevdim kahveyi.

İki şeyi de hep uzak tuttum kahveden, özel bir nedeni yok : şeker ve süt...

İki yıl önce sigarayı da uzaklaştırdım fincanımın yanından.

Şimdi farklı ülkelerin, farklı kavrulmuş kahvelerinin tadını çıkarıyorum.

 

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı